__Sunduğum hizmetlerle ilgili bir pazarlama planım var.
__Emeğim karşılığında elde ettiğim gelirden memnunum.
__İşlerim genellikle eski müşterilerimden geliyor.
__Üç veya daha fazla düzenli müşterim var.
__Fiyat listemi telefonun/bilgisayarın yanında bulunduruyorum.
__Elimin altında gönderilmeye hazır güncel bir özgeçmişim var.
__Genellikle elimde istediğim kadar iş olur.
__Müşterilerimden çevirilerimle ilgili görüşlerini istiyorum.
__Çevirilerimin editör kontrolünden geçmiş hallerini görmek istiyorum.
__Gelirlerimi sürekli olarak takip ediyorum.
__Çevirilerimi göndermeden önce yazdırıp son kontrolünü yapıyorum.
__LinkedIn ya da benzer bir web sitesinde profilim var.
__CTA, ATA, Proz vb. sitelerdeki profilimi düzenli olarak güncelliyorum.
__CTA forumları, ATA forumları, ProZ forumları vb. online tartışma.
gruplarına katılıyorum.
__ATA Chronicle, Multilingual veya sektörel dergiler gibi ticari
yayınlarda yazılar yazıyorum.
__Bir web sitem ve/veya blogum var.
__Meslektaşlarıma ve çeviri bürolarına sormak suretiyle çeviri
fiyatlarıyla ilgili objektif verilere sahip oluyorum.
__Farklı çeviri işleri için saatlik ücretimi hesaplıyorum.
__Bölgesel, ulusal ve/veya uluslararası haberleri okuyorum.
__Uzmanlık alanlarımla ilgili sektörlerde çevremi genişletiyorum.
ve/veya hizmetlerimi pazarlıyorum.
__Hedef dildeki yazım becerilerimi aktif biçimde iyileştirmeye çalışıyorum.
__Uzmanlık alanlarımdaki terminoloji bilgimi aktif biçimde
iyileştirmeye çalışıyorum.
__Kamu yararına çeviriler yapıyorum.
__Çeviri dışında, editörlek, redaktörlük, sözlü çeviri, dublaj,
transkripsiyon, özel ders, içerik yazarlığı vb. ilave hizmetler sunuyorum.
__Mümkün olan hallerde, kendi adımın yaptığım çevirilerin üzerinde
bulunmasını istiyorum.
__Bir projeyi çeviremeyecek kadar yoğun olduğumda, müşteriye başka bir
tercüman arkadaşımı tavsiye ediyorum.
__Kredi kartı, havale, çek vb. çeşitli ödeme yöntemlerini kabul ediyorum
__Çok fazla işim olduğunda bile pazarlama çalışmalarına devam ediyorum.
__Bir süredir görüşmediğim müşterilerimle irtibatı koparmıyorum.
__Müşterilerime ve meslektaşlarıma teşekkür belgeleri (kartpostal,
hediye vb.) gönderiyorum.
__Müşterilerimde web siteme, broşürüme vb. koymak üzere tavsiye mektupları
istiyorum.
Kaynak:
http://thoughtsontranslation.com/2010/02/22/a-freelance-best-practices-checklist/
ilgi alanı çeviri olanlara.. for those interested in translation related "anything"
Serbest Çevirmen Kontrol Listesi
Yazılı ve Sözlü Çevirinin Kavşak Noktası: Sight Translation
Yazılı ve Sözlü Çevirinin Kavşak Noktası: Sight Translation
Dikkat çekmek için belki biraz abartıp “Çevirmenin Ateşle İmtihanı: Sight Translation” gibi bir başlık da kullanılabilirdi; ancak kavşak noktası tanımı cuk diye oturdu ve daha belirgin bir ifade oldu sanırım sight translation etkinliğinin nerede durduğunu vurgulamak bakımından. Mütercim Tercümanlık ifadesinin kendini belki de en iyi bulduğu alandır sight translation, ya da daha doğru ifadesiyle sight interpreting. Hem yazılı hem de sözlü etki alanlarını içine alması bakımından, çevirinin kavşak noktası da denebilir sight translation için.
Bu yönde çeviri talebinin azlığı nedeniyle şu ana kadar üzerinde çok durmamış olabileceğimiz sight translation, aslında çevirmenler için çok iyi bir tatbikat alanıdır. “Practice makes perfect“ özlü sözünün gereğinin yerine getirilmesi her profesyonel etki alanında olduğu gibi çeviri etki alanında da bir zorunluluktur. Bu perspektiften bakıldığında, sight translation pratikleri hem mütercim hem de tercüman için zaferle çıkılacak bir muharebeye giden yoldaki manevra kabiliyetini artırıcı tatbikatlardır.
Çevirinin ne kadar zor bir zanaat olduğundan dem vurmak için çok zaman “Çevirmen doğulur, çevirmen olunmaz“ deriz, ancak eğer bir kişi çevirmen doğmamışsa çevirmen olabilmesinin en hızlı yolu bu kavşaktan geçer; zira bu kavşakta bir mütercim ve bir tercümanın karşılaşabileceği her türlü riski önceden görme şansına sahiptir. Ancak bu kavşakta karşılaşabilir konferans tercümanlığının zorluklarıyla ve yine ancak bu kavşakta görebilir yazılı çevirmenliği gerektirdiği ustalığı..
Ne tarafından tarif edersek edelim, sight translation çevirmenin küçük dünyasının sınırlarının genişletilmesi yönünde tarifi imkansız fırsatlar sunmaktadır. Mütercim tercümanlar hem mükemmellik egosuna ulaşmayı denemek hem de kendini sürekli yenileme adına bir kere de bu imkanlardan yararlanmayı denemelidir. Bu iki nitelik bir çevirmenin olmazsa olmazıdır. Ütopyalar ülkesinde yaşayan mükemmellik sarayına ulaşmaya çalışmak ve bir de kendini sürekli yenileme gayretinde olmak.. işte bunlar çevirmenin sürekli sığınması gereken son iki kaledir. Çevirmen ara ara bu iki kaleden dışarı çıksa da, tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer misali, çevirmenin de evirip çevirip günün sonunda büyük bir teselli ve kurtuluş bulacağı sığınaklar bunlardır. Sight translation pratikleri bu sığınaklar şehrinin altın anahtarıdır!
Dikkat çekmek için belki biraz abartıp “Çevirmenin Ateşle İmtihanı: Sight Translation” gibi bir başlık da kullanılabilirdi; ancak kavşak noktası tanımı cuk diye oturdu ve daha belirgin bir ifade oldu sanırım sight translation etkinliğinin nerede durduğunu vurgulamak bakımından. Mütercim Tercümanlık ifadesinin kendini belki de en iyi bulduğu alandır sight translation, ya da daha doğru ifadesiyle sight interpreting. Hem yazılı hem de sözlü etki alanlarını içine alması bakımından, çevirinin kavşak noktası da denebilir sight translation için.
Bu yönde çeviri talebinin azlığı nedeniyle şu ana kadar üzerinde çok durmamış olabileceğimiz sight translation, aslında çevirmenler için çok iyi bir tatbikat alanıdır. “Practice makes perfect“ özlü sözünün gereğinin yerine getirilmesi her profesyonel etki alanında olduğu gibi çeviri etki alanında da bir zorunluluktur. Bu perspektiften bakıldığında, sight translation pratikleri hem mütercim hem de tercüman için zaferle çıkılacak bir muharebeye giden yoldaki manevra kabiliyetini artırıcı tatbikatlardır.
Çevirinin ne kadar zor bir zanaat olduğundan dem vurmak için çok zaman “Çevirmen doğulur, çevirmen olunmaz“ deriz, ancak eğer bir kişi çevirmen doğmamışsa çevirmen olabilmesinin en hızlı yolu bu kavşaktan geçer; zira bu kavşakta bir mütercim ve bir tercümanın karşılaşabileceği her türlü riski önceden görme şansına sahiptir. Ancak bu kavşakta karşılaşabilir konferans tercümanlığının zorluklarıyla ve yine ancak bu kavşakta görebilir yazılı çevirmenliği gerektirdiği ustalığı..
Ne tarafından tarif edersek edelim, sight translation çevirmenin küçük dünyasının sınırlarının genişletilmesi yönünde tarifi imkansız fırsatlar sunmaktadır. Mütercim tercümanlar hem mükemmellik egosuna ulaşmayı denemek hem de kendini sürekli yenileme adına bir kere de bu imkanlardan yararlanmayı denemelidir. Bu iki nitelik bir çevirmenin olmazsa olmazıdır. Ütopyalar ülkesinde yaşayan mükemmellik sarayına ulaşmaya çalışmak ve bir de kendini sürekli yenileme gayretinde olmak.. işte bunlar çevirmenin sürekli sığınması gereken son iki kaledir. Çevirmen ara ara bu iki kaleden dışarı çıksa da, tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer misali, çevirmenin de evirip çevirip günün sonunda büyük bir teselli ve kurtuluş bulacağı sığınaklar bunlardır. Sight translation pratikleri bu sığınaklar şehrinin altın anahtarıdır!
Thoughts and tips on becoming a patent translator
Thoughts and tips on becoming a patent translator ~特許翻訳への道 成功するために~
This article by James Phillips originally appeared in the February 2008 issue of the Tsuyaku-Honyaku Journal. Reprinted with permission.
People that are considering a career in patent translation often seem to have exactly the same questions. In this article I will attempt to answer those questions, give some hints as to how you can study for free, and give some useful advice regarding how to get work once qualified.
The following is a list of questions I am asked most often.
1) Is there a demand for patent translators?
2) Do you think I would make a good patent translator?
3) What is the best way to become a patent translator?
4) Can I really study for free?
5) Should I work in-house, or freelance?
6) How can I get freelance work?
1. Is there a demand for patent translators?
特許翻訳の需要はあるのか?
This question is easy to answer. Yes, there is always a demand for GOOD patent translators. A good translator will usually have the following:
a) An excellent understanding of the source and target languages.
b) A detailed knowledge of the subject being translated.
c) Specialist knowledge relating to how to translate patent specifications.
d) A meticulous approach with regards to quality and deadlines.
If you already have a) and b) then you have an excellent chance of achieving your objectives as c) and d) can be picked up with relative ease (at least compared to a) and b)!). Having a specialist subject that you know inside-out is an enormous advantage. It will make the task of translating much more straightforward and it will also be much easier to sell yourself as a translator. The translation work itself will also be more interesting for you because if you have an in-depth knowledge of the subject it is probably something you like (hopefully!). If you do not have any kind of specialization then it will be more difficult to sell yourself to potential customers and the fees you can command are likely to be lower than a specialist. However, if there is a subject you have a strong interest in that you feel you can pick-up with relative ease, then maybe it will be possible to turn that subject into your specialization.
2. Do you think I would make a good patent translator?
自分は良い翻訳者になれるのか?
All good translators have one thing in common: a willingness to ask questions and to never stop learning. If you have a willingness to learn and preferably some kind of specialist subject then there is every chance that you will be able to become a successful patent translator. You should be aware though that this will require a relatively sustained amount of effort over a reasonable period of time. Like most skills worth having, it is not the kind of skill you can pick up overnight.
3. What is the best way to become a patent translator?
特許翻訳者になるための最良の方法とは何か?
I obviously have a vested interest in this subject as I provide courses in patent translation via my site at horsefrog.com and there is a bewildering array of courses offered by a wide range of translation schools. However, such courses will often serve merely as a springboard for entry into the business, but what approach should then be taken to gaining the right kind of experience that will help you to become a high-quality patent translator? The most common route is to join a patent office or the patent department of a company as a junior translator. When choosing such a job, take care to be sure that you will be tutored in an effective manner by the staff of the company. The level of expertise offered by a patent office or company patent department will often be higher than that offered by a translation agency but you may find that entry is more difficult as a result so a translation agency may also be considered. If, for example, you have already had a career spanning a number of years as an engineer, you may find that you can skip this step altogether and go straight to being a freelancer by making use of your specialty.
4. Can I really study for free?
本当にお金をかけずに勉強できるのか?
Yes, self-training is possible to a certain extent. The big advantage with the Internet is that it provides a wealth of information that can be harvested for the purposes of study. For example, it is possible to search the USPTO for a US patent that has a corresponding Japanese patent and then search the JPO for the equivalent Japanese patent. This will often yield two almost identical documents that can then be used for the purposes of studying. You can also get documents in the exact field you wish to study by searching in a manner corresponding to this field. Detailed instructions of how to do this are provided on the horsefrog.com site. We also run free online patent translation workshops on the horsefrog site once a month where you can have a short translation evaluated for free and we provide free translator level evaluations. Free glossaries and a forum are also provided. The JPO, USPTO, and WIPO sites themselves are also excellent free sources of information regarding patents and how they should be written.
One suggestion I would have if you are studying by yourself though is to be very careful not to study simply by memorizing sentences. A much better approach is to read the document you are intending to translate very carefully, gain a full understanding of the invention first, then translate the document in the manner that you yourself would actually have written the document had you actually been the author. Finally, compare your translation to the actual original document. This will give your translations a much more natural feeling than attempting to translate a document word for word. Joining a translation organization such as JTF or JAT will also enable you to share your experiences with others in the same situation and pick up a great deal of useful information that would otherwise be extremely difficult to acquire. The more enthusiastic amongst you may consider attending the upcoming IJET-19 conference to be held at a beautiful location in Okinawa on April 12th/13th. This will be a particularly valuable opportunity for those new to translation to pick up lots of useful information and will include several presentations on the subject of patent translation.
5. Should I work in-house, or freelance?
インハウスとフリーランス、どちらを選ぶべきか?
This really very much depends on the kind of person you are. If you are a social person that likes to be around other people all the time then you are probably more suited to working in-house. If, on the other hand, you put great value on independence, would love the freedom to make your own schedule as you please and don’t at all mind being by yourself a lot, then freelancing may well seem like heaven to you.
6. How can I get freelance work once I feel I am ready to become a patent translator?
フリーランスで仕事を得るにはどうしたらよいのか?
There are many ways to get work once you feel you are equipped to complete the work effectively. There is, of course, the traditional approach of applying for jobs through the various media. However, a more proactive approach is likely to meet with much more success. For example, make a list of the companies that you would most like to work for (companies that most closely match your field of specialty, for example). Then find some material by the company of your choice (for example, a short section of a patent belonging to that company). Translate the material and send it to the company concerned, together with a letter explaining who you are, what you do, and why you would like to work for that particular company. This approach is much more likely to meet with success and is widely considered by people in the translation business to be the most effective. It naturally involves more effort than the more traditional approaches, but the company can see the quality of your work immediately and is likely to be more interested in somebody who has shown such an obvious interest in their company rather than somebody who has simply sent hundreds of general-looking resumes to lots of different companies.
I hope you have found the content of this article of use. If you have any further questions please feel free to either post them on the horsefrog site or send them to me directly at james@horsefrog.com. I always go to great lengths to answer any questions I receive as soon as possible. In the meantime, good luck to anybody who is considering becoming a patent translator. Maybe I will see you in sunny Okinawa!
Source: http://jat.org/2008/07/18/thoughts-and-tips-on-becoming-a-patent-translator/#more-213
This article by James Phillips originally appeared in the February 2008 issue of the Tsuyaku-Honyaku Journal. Reprinted with permission.
People that are considering a career in patent translation often seem to have exactly the same questions. In this article I will attempt to answer those questions, give some hints as to how you can study for free, and give some useful advice regarding how to get work once qualified.
The following is a list of questions I am asked most often.
1) Is there a demand for patent translators?
2) Do you think I would make a good patent translator?
3) What is the best way to become a patent translator?
4) Can I really study for free?
5) Should I work in-house, or freelance?
6) How can I get freelance work?
1. Is there a demand for patent translators?
特許翻訳の需要はあるのか?
This question is easy to answer. Yes, there is always a demand for GOOD patent translators. A good translator will usually have the following:
a) An excellent understanding of the source and target languages.
b) A detailed knowledge of the subject being translated.
c) Specialist knowledge relating to how to translate patent specifications.
d) A meticulous approach with regards to quality and deadlines.
If you already have a) and b) then you have an excellent chance of achieving your objectives as c) and d) can be picked up with relative ease (at least compared to a) and b)!). Having a specialist subject that you know inside-out is an enormous advantage. It will make the task of translating much more straightforward and it will also be much easier to sell yourself as a translator. The translation work itself will also be more interesting for you because if you have an in-depth knowledge of the subject it is probably something you like (hopefully!). If you do not have any kind of specialization then it will be more difficult to sell yourself to potential customers and the fees you can command are likely to be lower than a specialist. However, if there is a subject you have a strong interest in that you feel you can pick-up with relative ease, then maybe it will be possible to turn that subject into your specialization.
2. Do you think I would make a good patent translator?
自分は良い翻訳者になれるのか?
All good translators have one thing in common: a willingness to ask questions and to never stop learning. If you have a willingness to learn and preferably some kind of specialist subject then there is every chance that you will be able to become a successful patent translator. You should be aware though that this will require a relatively sustained amount of effort over a reasonable period of time. Like most skills worth having, it is not the kind of skill you can pick up overnight.
3. What is the best way to become a patent translator?
特許翻訳者になるための最良の方法とは何か?
I obviously have a vested interest in this subject as I provide courses in patent translation via my site at horsefrog.com and there is a bewildering array of courses offered by a wide range of translation schools. However, such courses will often serve merely as a springboard for entry into the business, but what approach should then be taken to gaining the right kind of experience that will help you to become a high-quality patent translator? The most common route is to join a patent office or the patent department of a company as a junior translator. When choosing such a job, take care to be sure that you will be tutored in an effective manner by the staff of the company. The level of expertise offered by a patent office or company patent department will often be higher than that offered by a translation agency but you may find that entry is more difficult as a result so a translation agency may also be considered. If, for example, you have already had a career spanning a number of years as an engineer, you may find that you can skip this step altogether and go straight to being a freelancer by making use of your specialty.
4. Can I really study for free?
本当にお金をかけずに勉強できるのか?
Yes, self-training is possible to a certain extent. The big advantage with the Internet is that it provides a wealth of information that can be harvested for the purposes of study. For example, it is possible to search the USPTO for a US patent that has a corresponding Japanese patent and then search the JPO for the equivalent Japanese patent. This will often yield two almost identical documents that can then be used for the purposes of studying. You can also get documents in the exact field you wish to study by searching in a manner corresponding to this field. Detailed instructions of how to do this are provided on the horsefrog.com site. We also run free online patent translation workshops on the horsefrog site once a month where you can have a short translation evaluated for free and we provide free translator level evaluations. Free glossaries and a forum are also provided. The JPO, USPTO, and WIPO sites themselves are also excellent free sources of information regarding patents and how they should be written.
One suggestion I would have if you are studying by yourself though is to be very careful not to study simply by memorizing sentences. A much better approach is to read the document you are intending to translate very carefully, gain a full understanding of the invention first, then translate the document in the manner that you yourself would actually have written the document had you actually been the author. Finally, compare your translation to the actual original document. This will give your translations a much more natural feeling than attempting to translate a document word for word. Joining a translation organization such as JTF or JAT will also enable you to share your experiences with others in the same situation and pick up a great deal of useful information that would otherwise be extremely difficult to acquire. The more enthusiastic amongst you may consider attending the upcoming IJET-19 conference to be held at a beautiful location in Okinawa on April 12th/13th. This will be a particularly valuable opportunity for those new to translation to pick up lots of useful information and will include several presentations on the subject of patent translation.
5. Should I work in-house, or freelance?
インハウスとフリーランス、どちらを選ぶべきか?
This really very much depends on the kind of person you are. If you are a social person that likes to be around other people all the time then you are probably more suited to working in-house. If, on the other hand, you put great value on independence, would love the freedom to make your own schedule as you please and don’t at all mind being by yourself a lot, then freelancing may well seem like heaven to you.
6. How can I get freelance work once I feel I am ready to become a patent translator?
フリーランスで仕事を得るにはどうしたらよいのか?
There are many ways to get work once you feel you are equipped to complete the work effectively. There is, of course, the traditional approach of applying for jobs through the various media. However, a more proactive approach is likely to meet with much more success. For example, make a list of the companies that you would most like to work for (companies that most closely match your field of specialty, for example). Then find some material by the company of your choice (for example, a short section of a patent belonging to that company). Translate the material and send it to the company concerned, together with a letter explaining who you are, what you do, and why you would like to work for that particular company. This approach is much more likely to meet with success and is widely considered by people in the translation business to be the most effective. It naturally involves more effort than the more traditional approaches, but the company can see the quality of your work immediately and is likely to be more interested in somebody who has shown such an obvious interest in their company rather than somebody who has simply sent hundreds of general-looking resumes to lots of different companies.
I hope you have found the content of this article of use. If you have any further questions please feel free to either post them on the horsefrog site or send them to me directly at james@horsefrog.com. I always go to great lengths to answer any questions I receive as soon as possible. In the meantime, good luck to anybody who is considering becoming a patent translator. Maybe I will see you in sunny Okinawa!
Source: http://jat.org/2008/07/18/thoughts-and-tips-on-becoming-a-patent-translator/#more-213
Translators and interpreters needed for more than Conference

Translators and interpreters needed for more than Conference
By Christine Rappleye
Mormon Times
Wednesday, Apr. 07, 2010
Tucked under the balcony in the Conference Center, a small army of people are watching him on dozens of screens in little rooms.
But they aren't taking notes or sitting back to simply listen to conference.
As he begins to speak, they interpret what he is saying into another language, passing along the church leader's message so many others -- from those in the Conference Center to those listening in other countries -- can understand his message in their native tongue.

Yuta Uemura assists in the interpretation of Elaine S. Dalton's speech into Japanese during the General Young Women Meeting at the LDS Conference Center in Salt Lake City on March 27, 2010. Photo by Kristin Murphy, Deseret News
Support and technical teams quickly check each language to make sure the broadcast systems and interpreters' microphones are working properly and checking with teams outside the building, said Brad Lindsay, the interpretation operations manager.
Other teams of interpreters wait outside the booths for their turn to interpret. Vases with bright yellow daffodils are amid the scriptures, dictionaries and schedules. Some interpreters study, while others watch conference in English in a common area.
It's calm, quiet and people whisper. As a speaker is about to conclude his or her remarks, the "next speaker" sign flashes, signalling the quick but quiet transition before the next speaker begins.
"It's where you see the prophesy being fulfilled of the gospel being preached in every tongue," said Jeff Johnson, the interpretation services manager. "And it's literally happening."
The languages
In 1961, conference was first translated into four languages -- Spanish, French, German and Tongan.
Then, the original booths in the Tabernacle were much smaller than ones in the Conference Center and resembled voting booths, said Jeff Bateson, the translation division director.

Diana Tucker has been a Spanish interpreter for general conferences for more than 40 years. Photo by Christine Rappleye, Mormon Times
When there were plans for the Conference Center, they had a chance to give input on the space they would like to plan for and the technology.
And the Tieline technology allows more languages to be added without having to expand the space in the Conference Center, Lindsay said.
"It doesn't matter if it's capacity of languages or capacity of interpreters, the Lord provides," Lindsay said. "That which the Lord needs done, he makes happen.
Sometimes we may need to roll up our sleeves and figure things out. ... Ultimately, we see the way has been opened and prepared."
Now, conference is interpreted live in up to 92 languages -- 52 in the conference center, 28 via the remote Tieline system and another dozen on-site in countries across the world.
In the Conference Center, 43 of the languages, from Spanish to Turkish, are broadcast live, and another nine, including Malagasay, Swahili and Twi, are recorded to be distributed via DVD later.
Teams outside the Conference Center, usually in their native country, interpret the conference proceedings in 28 more languages, including Mandarin, Russian and Dutch, which could be in the middle of the night depending on the time zone. The interpretation is sent via the digital Tieline technology to Salt Lake City and then seamlessly broadcast via satellite, with the other languages, Johnson said.

Rodney M. Fakatou has been a Tongan intepreter for general conference for more than 80 straight conferences. Photo by Christine Rappleye, Mormon Times
"The Tieline languages are some of the more established languages of the church," Bateson said. "Whenever possible, we like to use native speakers in-country."
In some languages, like Tzutujil (a dialect spoken in Guatemala), conference is transmitted in another language, like Spanish, and then a person at the chapel translates the talks, Johnson said.
Usually there are only a few congregations of members who speak those languages, Bateson added.
And as the church's diversity grows, so does the leadership of the church. Some speakers will record their talks in another language before conference and their recording is what is broadcast in those languages, Bateson said. Elder Neil L. Andersen, of the Quorum of the Twelve, has recorded his talks in French, Spanish and Portuguese.
For each language, a language team coordinator handles finding and recruiting interpreters for those languages, Johnson said. Through pre-screening their language ability and their standing in the church, they are then brought in for a three-hour orientation, Johnson said.
"Translation is a gift of the Spirit, and people who come here need to have access to that gift," Bateson said. "We try to do everything we can to help them prepare for that."
Interpreting
In the 58 translation booths in the Conference Center, pairs of interpreters work together.
A small screen shows the satellite feed and on the console, there is a button that is red when their headset microphone is turned, Diane Tucker recently demonstrated. In one side of their headphones, they hear the English, and the other, their translation, Lindsay said.
Scriptures are close and in the Spanish booth, a copy of "The Family, A Proclamation to the World," is on the wall.
A small window in the booths gives a glimpse to the interpreters. Some sit to interpret.
Others stand using music stands to replicate being at a podium. Some are still and others are animated as they interpret.
Either way, they all have "to really be listening," Tucker added. "Anything can happen."
If the first interpreter has a coughing attack, overcome with emotion, there is a technical glitch with a microphone set, or otherwise can't continue to translate, the backup needs to be able to jump in, she added. The backup can also help find scripture references if needed, Johnson said.
"One has to be quick in recognizing the terminology and the translation has to come to mind immediately. There isn't time to think of what that interpretation should be," said Rodney M. Fakatou, who has helped interpret talks into Tongan for more than 40 years and more than 80 consecutive general conferences.
One challenge in interpreting is "text gain," where the thought will be simple and clear in English, but require much more explanation in a different language and culture so it's understood, Fakatou said. They also try to match the emotion and tone of the speaker as appropriate for the talk and the language.
"Our intent it is to try to within the culture, mirror the speaker and his style," Bateson said.
Based on the interpreter's skill set, any one person will have anywhere from one or two talks to several per session. And they usually try not to have anyone do back-to-back talks.
"The average stamina of an interpreter is 20 minutes," said Lindsay, who also is an interpreter for Hmong, a language mostly spoken in the mountainous regions of Vietnam, Laos, Thailand and Burma. "That varies as they build up interpretation muscle."'
Preparing to interpret
"One has to practice their trade all the time," Fakatou said.
Interpreters' preparation starts well before conference starts and is a very individual process.
"Everyone has their own way of preparing for conference," Fakatou said. "It isn't that we just show up Saturday morning and sit down and things flow."
Fakatou takes to heart the counsel in Doctrine and Covenants sections 8 and 9, where Oliver Cowdery wants to translate the Book of Mormon and he is told "you have not understood ... you took no thought save it was to ask me."
In the weeks before conference, he attends the temple more, goes back a couple of conferences and studies the scriptures cited, reads aloud previous conference talks and practices interpreting aloud for talks rebroadcast on BYU-TV and fasts and prays.
"I feel strongly that when we do everything that we can, then when we are in need, the Lord will step in," Fakatou said, who has been interpreting since 1968, when the first stake was organized in his native Tonga.
This time, he helped interpret for President Thomas S. Monson's four talks and during some of the sessions, for the counselor who was conducting.
Fakatou said he had finished his preparations Friday night and felt relaxed going into conference, but there is always some nervous energy -- especially for those who are interpreting for the first time.
He was just as nervous this weekend as he was interpreting for the first conference, he said, adding that no one can be so confident that it leads to pride.
"The moment that the element of pride comes in ... you can't do anything," Tucker said. "It's a very humbling opportunity."
"I pray that I will be equal to the task to provide the right amount of expertise in the delivery of the talk," Tucker said.
In the days before conference, it's the "storm before the calm," Lindsay says, as people are setting up and preparing for the meetings.
"When we get here, everyone has been trained and people have been fasting and praying," Lindsay said.
More than twice a year
"Our workload doesn't stop at conference," Bateson said.
For two weeks after conference, they work with the LDS Church magazine staffs to put out the conference editions. The recordings of the talks also go up on lds.org and are distributed via DVD.
Conference isn't the only time when interpreters are needed, as there are more than 200 events per year they help with, Johnson said.
Interpreters are needed for the General Young Women and Relief Society meetings, Church Educational System firesides, temple dedications, stake conferences and one-on-one interviews. Recently, when President Uchtdorf was in the Pacific area, there were interpreters there and in the Conference Center. Many times, interpreters will be in the Conference Center in the middle the night.
"It's bigger than you think," Johnson said. "It's such a pleasant experience to be involved with this."
Kaynak: http://mormontimes.com/around_church/worldwide_church/?id=14262
Latince öldü. Yaşasın Latince!
Remus&Romulus örneği hala emdiğimiz dildir Latince..
Nurullah Ataç (1898 - 1957), Türk Dil Devrimi’nin en ön saflardaki savaşçısıydı.
Fransızca öğretmenliği, çevirmenlik (bu arada Cumhurbaşkanlığı çevirmenliği), Türk Dil Kurumu Yayın Kolu Başkanlığı yaptı. Fransız, Latin ve Rus klasiklerinden çeviriler kazandırdı Türkçemize. Başta tiyatro olmak üzere, edebiyat eleştirmenliği ve deneme yazılarıyla tanır onu Cumhuriyet kuşağı.
Bugün Türkçenin özellikle Batı dillerinin etkisi altında giderek yozlaştığından yakınıyoruz. Nurullah Ataç; bizler gibi sadece yakınmakla kalmamış, Türkçenin bizim dilimiz olması ve kalması, yabancı dil etkilerinden arınması, arılaşması ve sadeleşmesi için “adını deliye çıkartmak” pahasına yılmadan mücadele vermiştir. Eleştiri yazılarında, denemelerinde yabancı sözcük kullanmaktan özenle kaçınmış, “dil ile düşünce arasında dolaysız bir ilişki olduğunu, somut düşünme geleneğinin doğabilmesi için kavramların saydam, hangi kökten geldiklerinin anlaşılır olması gerektiğini” savunmuştur.
Daha da ileri gitmiştir Nurullah Ataç. Şu gerçekçiliğe bakınız: “ Latince, Grekçe, Farsça, Arapça gibi (klasik) yabancı dillerin eğitimini okullarımızda zorunlu kılmak başarılamayacağına göre, (Türkçenin özüne dönmesi) bu dillerden alınan sözcüklerin Türkçeleştirilmesinden geçer.”
Türkçeleştirme çalışmaları sonucunda ortaya çıkan öz Türkçe sözcüklere (neolojizm) “uydurma” gözüyle bakılmıştır Osmanlı dönemi hayranları tarafından. Ataç şunu der bu konuda: “Uydurma dil dediler mi, bir şey söylediklerini sanıyorlar. Söyleyeyim ben size: Bu uydurma sözünü, Türkçecilik akımına karşı bir silah diye kullanmaya kalkanlardan ne dediğini bilen, şöyle gerçekten düşünerek konuşan bir tek kişi tanımıyorum. Evet, uyduracağız, bizim yaptığımız, uydurduğumuz kelimeler de yavaş yavaş halka işleyecek, eski Arapça, Farsça kelimelerin işlediği gibi. Onların yerini tutacak.”
Ataç’ın Türkçe’nin bağımsızlığı uğruna takındığı bu köktenci tutum, öz Türkçe sözcükler kullanması, yazılarında (Latincede olduğu gibi) devrik cümlelerden kaçmaması, eleştiri oklarını üzerine çekmiştir. Ama Ataç, yılmamıştır: “Oysaki ben, öz Türkçe için nice kazançları teptim, rahatımı kaçırdım, üzdüm kendimi, adımı deliye çıkardım. Hepsi de ne dediklerini bilmez, kafalarına düşüncenin gölgesi bile girmemiş birer alıktır bana deli diyenler. Öz Türkçeye özenişim de duygularımın etkisiyle değildir. Latince, (eski) Yunanca öğretilmeyen bir ülkede tek doğru yolun, tek usul (akla uygun) yolun öz dile gitmek olduğunu düşüncemle anladım da onun için o yolu buldum.”
…
Türk Dil Devrimi’nin (harf devrimine dönmeye gerek yok!) fikir babası Mustafa Kemal Atatürk gibi, o devrimin şahmerdanı, motoru Nurullah Ataç da yanılmadı.
İkisi de çılgın Türk’tü.
Gençler pek bilmez, ya da sadece şarkılardan türkülerden bilir. Bazı örnekler, bu öngörünün canlı tanıklarıdır:
On yıllardır “müselles”i bilen yok, sadece “üçgen” diyoruz. Muallim türkülerde kaldı, artık öğretmenlerimiz var. “İhtimal” ve “olasılık”, “imkân” ve “olanak”, “misal” ve “örnek”, “siyasî” ve “siyasal”, “hissî” ve “duygusal”ın serbest piyasa mücadelesi sürüyor. Nazır öldü, başımızda bakanlar var. Gök kuşağı’nı hepimiz biliyoruz. Ama bilen bilmeyen, eskinin “alâim-i sema”sına “eleğimi sağma” diyor.
Türk Dili’ne hizmet verenlerin ruhu şad olsun.
…
Latince?..
“Dillerin kraliçesi”… Öyle biliniyor.
Bir Indo-Cermen dili. Merkezi eski Roma olan Latium (bugünkü Lazio) bölgesinin sakinleri olan Latinler tarafından konuşulup yazılmış. Eski Latincenin tarihi, Milattan Önce 8. -5. yüzyıl yazıtlarına kadar uzanıyor. Latincenin “altın dönemi”ne Çiçero ve Vergil, daha sonraları ise Seneca ve Augustinus damgasını vurmuş. Roma İmparatorluğu’nun resmî dili ve dolayısıyla Batı Akdeniz havzasının genel geçer bir dili olmuş. Gündelik Latinceden, bugün “Roman dilleri” dediğimiz Romence, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce gibi diller doğmuş. Romalı yazarların, şairlerin kullandığı Latince, bir “ölü dil” olarak kalmış, ama günümüze kadar edebiyatta, bilimde, politikada ve kilise çevrelerinde hep önde gelen dil olagelmiş. Thomas von Aquin, Petrarca, Erasmus, Martin Luther, Copernicus, Descartes, Newton…eserlerini Latince olarak yazmışlar. 19. yüzyıla kadar tüm Avrupa üniversitelerinde dersler Latin dilinde verilmiş, işlenmiş; Latince, Polonya ve Macaristan’da resmî dil olmuş.
Bugün, Roman dillerinden olmayan Almanca ve İngilizcede binlerce Latince kökenli sözcük var. Özellikle bilimde (tıp, biyoloji, sosyoloji, psikoloji, hukuk, siyaset bilimi vb.) ne zaman yeni bir terime, kavrama ihtiyaç duyulsa, Latinceye başvuruluyor.
Dilsel ve kültürel gelişim açısından taşıdığı önem nedeniyle bugün -başta Almanya olmak üzere- Avrupa’nın birçok ülkesinde orta öğretimde ve üniversitelerde Latince öğretiliyor. Bazı ana bilim dalları için Latince bilgisi ön koşul.
Latince öldü, ama hâlâ yaşıyor.
Latince artık sadece Vatikan’da konuşulup yazılıyor. Bazı Avrupa ülkelerinin (başta haber yayınlarıyla Radio Vatikan) özel Latince radyo yayınları var. İnternette Latince sayfalar, Latince chat odaları bile var.
Latince ölmüş, ama uygar dünya Latincesiz edemiyor.
…
Biz edebildik.
Türkçemizde yüzlerce Latince kökenli sözcük var.
Vefasız olduk, edebildik.
“Masa” Türkçe değil. Latince “mensa”dan geliyor. İssota lâf yok, ama biberimiz de Latinceden (piper). Yeni Kuruş bitti. Ama “kuruş”un kökeni yine Latince (grossus = iri metelik). Mart, Nisan, Mayıs, Ağustos ayları aslında bizim aylarımız değil. “Testi”yi de (testa), “tuğla”yı da (tegula) Latinlere borçluyuz. Kiremit de, tebeşir de, kireç de bizim değil, hepsi Latinlerden ödünç. Mübarek “kandil” hakeza. Erkek oyunu tavla, Latinlerin “tabula”sı. “Tabula”nın küçüğü “tabulla” Latincede; biz de “tabela” deyivermişiz. Latinlere çorap değilse bile bir “mendil” borcumuz var. Latincedeki “temon” (arabanın oku), bizde “dümen” olmuş”. Üstüne oturduğunuz iskemle, Latinlerin “scamnulum”u. İskele, Latinlerin “scala”sı (merdiven); “Kiler”imiz, onlarda “cellarium”.Erciyes dibindeki Kayseri bile, “imparatorluğunu” Latince “Caesarea”dan tescillettirmiş. “Çelebi” Türkçe midir? I-ııhh: Latince “caelebs”den (bekâr adam) gelir. Uğur kardeşim, sen adın Türkçe mi sanıyorsun? Git , Latincede “augurium” ne demek, ona bir bak! Ya da bir konserde bir “peçete”ye istek şarkı adı yazarken, o peçeteyi bile sorgulamayı öğren…
Bunlar, bize Latinceden doğrudan gelenler. Bir de Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Farsça gibi Latince ile akraba diller üzerinden kazandığımız sözcükler var ki, binlercedir, say say bitmez: Prensip, obje , süje, dijital (digitus = parmak), portal, endüstri, vantilatör, makine, kondüktör, suflör, tiyatro, operasyon, enkarnasyon, birader (frater), “anne” anlamındaki mader (mater), peder (pater)…
Kendisi zaten güçlü, ama aynı zamanda alım gücü ve sindirim sistemi sağlam bir dil Türkçemiz.
Ama biz vefasızız. Latincenin değerini bilememiş, onu -Ataç’ın dediği gibi, ortaöğretimde zorunlu ders haline getirme şansımız olmasa bile- üniversitelerimizde bile köşeciklere sıkıştırmışız. Olsa da olur, olmasa da olur kabilinden…
…
Latince, öğrenmesi kolay bir dil. Öğretmensiz öğrenilebiliyor.
Yanlış okumadınız: Öğretmensiz öğrenilebiliyor.
Biz Türklere özellikle kolay. Devrik cümle her yerde caiz. İsim, fiil çekimlerindeki mantık aynen Türkçemizde olduğu gibi. Telaffuzda hiç sorun yok; o da Mustafa Kemal’in Harf Devrimi ile Türkçeye kazandırdığı“fonoloji ilkesi”ne (tek harfe tek ses) neredeyse birebir uyuyor (İstisna: “c”, “k” diye ; “ae”, “e” diye, hece başındaki “s” ise “z” diye okunacak. Yumuşak “g”, “ı” falan da yok. Hepsi bu kadar).
Bir iki önemli nokta daha:
- Latince öğrenirken -eğer Batı kökenli herhangi bir yabancı dil bilmiyorsanız-, Türkçemizi daha iyi tanıyor, onun gizemli yanlarını keşfediyorsunuz.
- Latince öğrenirken -eğer Batı kökenli herhangi bir dili herhangi bir derecede biliyorsanız- o dilleri daha da kolay öğrenebileceğinizi, o dillerin gizemli yanlarını daha da kolay keşfedebildiğinizi görüyorsunuz.
Çünkü bol bol ortak sözcük var. Dilbilgisinde (gramer), sözdiziminde (sentaks) çokça ortak yön var.
İpin ucunu bir yakaladınız mı, Latince sizi istediğiniz Batı diline kolayca uçurabiliyor.
Denemekte fayda var. Denemek isteyenler için kaynak:
LINGUA LATINA (Latince Ders Kitabı). Yazanlar: Ord. Prof. Dr. Georg Rohde ve Prof. Dr. Samim Sinanoğlu. İki cilt. İkisinin de dördüncü ve son baskısı 1976, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Yayınlarından. Birinci cilt 242, ikincisi 243.
TBMM Kütüphanesi, Millî Kütüphane ve DTCF Kütüphanesi dışında başka yerde bulunmaz.
…
Farkında olalım ya da olmayalım, ölü dediğimiz Latince yaşamımızın her yerinde var:
- Tıp onsuz edemiyor. Biyoloji, zooloji, botanik de öyle. Ama ülkemizde Latince öğretimi “köşede” bırakıldığından, sözünü ettiğim bilim dallarının mensupları, sadece Latince kavram ve terimleri ezberlemek zorunda kalıyorlar. Örneğin bir hekim: Her organın, kılcal damarların, her hastalığın Latince adını ezberlemiştir. Ama Latince öğrenmeden.. Örneğin, Latince olarak “Nasılsın, iyi misin?” ya da “Seni çok seviyorum” diyemez. Bilmez. Ama her damarın Latince adını bilir..
- Daha çok bilinen bir alan, hukuk ve uluslararası ilişkiler: Burada da meslek erbabının olmazsa olmaz Latince kavram ve terimleri vardır. Ama yine çoğu ezberdir sadece. Önünün arkasının ne olduğu bilinmeden kullanılır. Örneğin“de facto” (fiilen, bilfiil), “de.jure” (hukuken”, “ex officio” (re’sen, görev gereği), “casus belli” (savaş durumu) gibi…
Ezbere kullanılırlar. MB dahil her yerde, TBMM kürsüsünde bile, “bak ben Latince biliyorum haa!” der gibi, “hava atmak” için kullanılırlar. En tipik örnek sonuncusudur. .Ben; Kardak Krizi zamanlarında bir gün meclis kürsüsünden bir milletvekilinin, “savaş ilanı gerektirecek durum” anlamındaki “casus belli”yi, “ajan zaten biliniyor”anlamında kullandığını anımsıyorum.
Latince bilmeden Latince taslayanların düştükleri çokça komik durumlar var. Anlat anlat bitmez.
Ezberlenmiştir: Veni, vidi, viçi denir (Geldim, gördüm, yendim).
Doğrusu; veni, vidi, viki’dir.
Telaffuz kurallarını yukarıda yazmıştım.
Gerisi ezbercinin, papağanın işi.
…
Bir dostumun armağan ettiği bir kitabı okuyorum günlerdir. Oku oku bitmiyor.
“Latince öldü, yaşasın Latince!” adı (Latein ist tot. Es lebe Latein!).
Alt başlık: Büyük bir dilin küçük öyküsü.
Yazarı: Wilfried Stroh. Eski filolog ve Latince âşığı bir Alman.
Küçük öykü dediği, yaklaşık beş yüz sayfa.
Anlattığı; ölü bilinen Latincenin günümüzde bile diri kalmış öyküsü.
Çiçero (doğrusu Kikero, Klasik Latincede Tsitsero’dur!) mucizesinden, Vergil’in büyüsünden başlayıp, Latincenin nasıl edebiyat dili ve günün birinde bir dünya dili olduğunu, Latincenin öldüğünde ve demode olduğunda “ölmezleştiğini”, kanlı canlı Latinceyi, Latincenin evrensel büyüsünü anlatıyor Wilfried Stroh. Kitabının sonuna, “tüm dillerin kraliçesi”nin neredeyse üç bin yıllık bir kronolojisini de koymuş. İsa’dan Önce 1200’lerden 2006 yılına kadar. Kronolojinin sonlarında Gorbatschow’un “perestroika”sı (yeniden yapılanma) ile bile bağlantı kurulmuş.
…
Wilfried Stroh, kitabının hemen başlarında, Nurullah Ataç gibi (ve tabii ki Batı dünyası bağlamında ve bizim dersler çıkarabileceğimiz anlamda) sorgulamalar yapıyor.
Sorguluyor ve diyor ki: Çocuğum okulda Latince, hatta zorunlu ilk yabancı dil olarak Latince mi öğrensin, yoksa dünya dili İngilizceyi mi?
Ve dostlarının ağzından kendisi cevap veriyor: Değmez! Bir işe yaramaz! Papa XVI. Benedikt ve şürekâsı dışında ezelden beri hiçbir Tanrı kulunun konuşup yazmadığı eski Romalıların dilini öğrenmeye değmez!
İlave ediyor ve diyor ki: Hayır, kazın ayağı öyle değil. Öldü denilen Latince, yaşamımızın her alanında yaşıyor. Roman dilleri İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Portekizcede yaşıyor. Bu diller “mevta olmayan” Latincenin canlı tanıkları.
Karşı görüştekilerin argümanlarını yukarıda ben anlatmaya çalıştım elimden geldiğince.
Stroh, şöyle bitiriyor sözlerini:
“Latince sevdasından vazgeçmek, onu bir mevta dil diye toprağa vermek… Olmaz! Latince, bugün değil, iki bin yıl önce ölmüştür. Ama bu ölüm, -eğer bunun adına ölüm denilebilirse- sadece, ama sadece güzellikler içindeki bir ebedî yaşamın kaynağı olmuştur… Gelin, bırakalım yaşasın Latince!”
…
Okudukça devam edebilirim bu konuda yazmaya.
Bugünlük yeter.
…
Mustafa Kemal Atatürk ve Nurullah Ataç’ın Dil Devrimi çabaları varken, “takıyye” denilen sözcük telaffuz bile edilmiyordu.
Okullarımızda Latince yerine, Arapça dal budak salıyor bugün. O da klasik ve saygın bir dildir. Ama “din” bağlamında okullaşıyor.
Avrupa Birliği’nin , “ilerleme raporları”nda bu konulardan da söz etmesi gerek.
Bölge petrolü ve diğer yer altı zenginlikleri yetmez bizi ikna etmeye. Kürtçenin bağımsızlığı da yetmez.
Bizi AB’ne aslında can damarından, Mustafa Kemal’in dediği anlamda Batıya bağlaması gereken konularda da AB’nin söylemesi gereken sözler vardır.
AB; Mustafa Kemal’in, Nurullah Ataç’ın neresindedir? Latinceye hassastır, ama bizdeki İmam-Hatip Arapçasına neden yumuşak (ılımlı) bakar?
AB, bizde Latinceye neden hiç bakmaz?
Bunları bilmek hakkımızdır.
Kaynak: http://blog.milliyet.com.tr/Latince_oldu__Yasasin_Latince_/Blog/?BlogNo=201668
Nurullah Ataç (1898 - 1957), Türk Dil Devrimi’nin en ön saflardaki savaşçısıydı.
Fransızca öğretmenliği, çevirmenlik (bu arada Cumhurbaşkanlığı çevirmenliği), Türk Dil Kurumu Yayın Kolu Başkanlığı yaptı. Fransız, Latin ve Rus klasiklerinden çeviriler kazandırdı Türkçemize. Başta tiyatro olmak üzere, edebiyat eleştirmenliği ve deneme yazılarıyla tanır onu Cumhuriyet kuşağı.
Bugün Türkçenin özellikle Batı dillerinin etkisi altında giderek yozlaştığından yakınıyoruz. Nurullah Ataç; bizler gibi sadece yakınmakla kalmamış, Türkçenin bizim dilimiz olması ve kalması, yabancı dil etkilerinden arınması, arılaşması ve sadeleşmesi için “adını deliye çıkartmak” pahasına yılmadan mücadele vermiştir. Eleştiri yazılarında, denemelerinde yabancı sözcük kullanmaktan özenle kaçınmış, “dil ile düşünce arasında dolaysız bir ilişki olduğunu, somut düşünme geleneğinin doğabilmesi için kavramların saydam, hangi kökten geldiklerinin anlaşılır olması gerektiğini” savunmuştur.
Daha da ileri gitmiştir Nurullah Ataç. Şu gerçekçiliğe bakınız: “ Latince, Grekçe, Farsça, Arapça gibi (klasik) yabancı dillerin eğitimini okullarımızda zorunlu kılmak başarılamayacağına göre, (Türkçenin özüne dönmesi) bu dillerden alınan sözcüklerin Türkçeleştirilmesinden geçer.”
Türkçeleştirme çalışmaları sonucunda ortaya çıkan öz Türkçe sözcüklere (neolojizm) “uydurma” gözüyle bakılmıştır Osmanlı dönemi hayranları tarafından. Ataç şunu der bu konuda: “Uydurma dil dediler mi, bir şey söylediklerini sanıyorlar. Söyleyeyim ben size: Bu uydurma sözünü, Türkçecilik akımına karşı bir silah diye kullanmaya kalkanlardan ne dediğini bilen, şöyle gerçekten düşünerek konuşan bir tek kişi tanımıyorum. Evet, uyduracağız, bizim yaptığımız, uydurduğumuz kelimeler de yavaş yavaş halka işleyecek, eski Arapça, Farsça kelimelerin işlediği gibi. Onların yerini tutacak.”
Ataç’ın Türkçe’nin bağımsızlığı uğruna takındığı bu köktenci tutum, öz Türkçe sözcükler kullanması, yazılarında (Latincede olduğu gibi) devrik cümlelerden kaçmaması, eleştiri oklarını üzerine çekmiştir. Ama Ataç, yılmamıştır: “Oysaki ben, öz Türkçe için nice kazançları teptim, rahatımı kaçırdım, üzdüm kendimi, adımı deliye çıkardım. Hepsi de ne dediklerini bilmez, kafalarına düşüncenin gölgesi bile girmemiş birer alıktır bana deli diyenler. Öz Türkçeye özenişim de duygularımın etkisiyle değildir. Latince, (eski) Yunanca öğretilmeyen bir ülkede tek doğru yolun, tek usul (akla uygun) yolun öz dile gitmek olduğunu düşüncemle anladım da onun için o yolu buldum.”
…
Türk Dil Devrimi’nin (harf devrimine dönmeye gerek yok!) fikir babası Mustafa Kemal Atatürk gibi, o devrimin şahmerdanı, motoru Nurullah Ataç da yanılmadı.
İkisi de çılgın Türk’tü.
Gençler pek bilmez, ya da sadece şarkılardan türkülerden bilir. Bazı örnekler, bu öngörünün canlı tanıklarıdır:
On yıllardır “müselles”i bilen yok, sadece “üçgen” diyoruz. Muallim türkülerde kaldı, artık öğretmenlerimiz var. “İhtimal” ve “olasılık”, “imkân” ve “olanak”, “misal” ve “örnek”, “siyasî” ve “siyasal”, “hissî” ve “duygusal”ın serbest piyasa mücadelesi sürüyor. Nazır öldü, başımızda bakanlar var. Gök kuşağı’nı hepimiz biliyoruz. Ama bilen bilmeyen, eskinin “alâim-i sema”sına “eleğimi sağma” diyor.
Türk Dili’ne hizmet verenlerin ruhu şad olsun.
…
Latince?..
“Dillerin kraliçesi”… Öyle biliniyor.
Bir Indo-Cermen dili. Merkezi eski Roma olan Latium (bugünkü Lazio) bölgesinin sakinleri olan Latinler tarafından konuşulup yazılmış. Eski Latincenin tarihi, Milattan Önce 8. -5. yüzyıl yazıtlarına kadar uzanıyor. Latincenin “altın dönemi”ne Çiçero ve Vergil, daha sonraları ise Seneca ve Augustinus damgasını vurmuş. Roma İmparatorluğu’nun resmî dili ve dolayısıyla Batı Akdeniz havzasının genel geçer bir dili olmuş. Gündelik Latinceden, bugün “Roman dilleri” dediğimiz Romence, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce gibi diller doğmuş. Romalı yazarların, şairlerin kullandığı Latince, bir “ölü dil” olarak kalmış, ama günümüze kadar edebiyatta, bilimde, politikada ve kilise çevrelerinde hep önde gelen dil olagelmiş. Thomas von Aquin, Petrarca, Erasmus, Martin Luther, Copernicus, Descartes, Newton…eserlerini Latince olarak yazmışlar. 19. yüzyıla kadar tüm Avrupa üniversitelerinde dersler Latin dilinde verilmiş, işlenmiş; Latince, Polonya ve Macaristan’da resmî dil olmuş.
Bugün, Roman dillerinden olmayan Almanca ve İngilizcede binlerce Latince kökenli sözcük var. Özellikle bilimde (tıp, biyoloji, sosyoloji, psikoloji, hukuk, siyaset bilimi vb.) ne zaman yeni bir terime, kavrama ihtiyaç duyulsa, Latinceye başvuruluyor.
Dilsel ve kültürel gelişim açısından taşıdığı önem nedeniyle bugün -başta Almanya olmak üzere- Avrupa’nın birçok ülkesinde orta öğretimde ve üniversitelerde Latince öğretiliyor. Bazı ana bilim dalları için Latince bilgisi ön koşul.
Latince öldü, ama hâlâ yaşıyor.
Latince artık sadece Vatikan’da konuşulup yazılıyor. Bazı Avrupa ülkelerinin (başta haber yayınlarıyla Radio Vatikan) özel Latince radyo yayınları var. İnternette Latince sayfalar, Latince chat odaları bile var.
Latince ölmüş, ama uygar dünya Latincesiz edemiyor.
…
Biz edebildik.
Türkçemizde yüzlerce Latince kökenli sözcük var.
Vefasız olduk, edebildik.
“Masa” Türkçe değil. Latince “mensa”dan geliyor. İssota lâf yok, ama biberimiz de Latinceden (piper). Yeni Kuruş bitti. Ama “kuruş”un kökeni yine Latince (grossus = iri metelik). Mart, Nisan, Mayıs, Ağustos ayları aslında bizim aylarımız değil. “Testi”yi de (testa), “tuğla”yı da (tegula) Latinlere borçluyuz. Kiremit de, tebeşir de, kireç de bizim değil, hepsi Latinlerden ödünç. Mübarek “kandil” hakeza. Erkek oyunu tavla, Latinlerin “tabula”sı. “Tabula”nın küçüğü “tabulla” Latincede; biz de “tabela” deyivermişiz. Latinlere çorap değilse bile bir “mendil” borcumuz var. Latincedeki “temon” (arabanın oku), bizde “dümen” olmuş”. Üstüne oturduğunuz iskemle, Latinlerin “scamnulum”u. İskele, Latinlerin “scala”sı (merdiven); “Kiler”imiz, onlarda “cellarium”.Erciyes dibindeki Kayseri bile, “imparatorluğunu” Latince “Caesarea”dan tescillettirmiş. “Çelebi” Türkçe midir? I-ııhh: Latince “caelebs”den (bekâr adam) gelir. Uğur kardeşim, sen adın Türkçe mi sanıyorsun? Git , Latincede “augurium” ne demek, ona bir bak! Ya da bir konserde bir “peçete”ye istek şarkı adı yazarken, o peçeteyi bile sorgulamayı öğren…
Bunlar, bize Latinceden doğrudan gelenler. Bir de Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Farsça gibi Latince ile akraba diller üzerinden kazandığımız sözcükler var ki, binlercedir, say say bitmez: Prensip, obje , süje, dijital (digitus = parmak), portal, endüstri, vantilatör, makine, kondüktör, suflör, tiyatro, operasyon, enkarnasyon, birader (frater), “anne” anlamındaki mader (mater), peder (pater)…
Kendisi zaten güçlü, ama aynı zamanda alım gücü ve sindirim sistemi sağlam bir dil Türkçemiz.
Ama biz vefasızız. Latincenin değerini bilememiş, onu -Ataç’ın dediği gibi, ortaöğretimde zorunlu ders haline getirme şansımız olmasa bile- üniversitelerimizde bile köşeciklere sıkıştırmışız. Olsa da olur, olmasa da olur kabilinden…
…
Latince, öğrenmesi kolay bir dil. Öğretmensiz öğrenilebiliyor.
Yanlış okumadınız: Öğretmensiz öğrenilebiliyor.
Biz Türklere özellikle kolay. Devrik cümle her yerde caiz. İsim, fiil çekimlerindeki mantık aynen Türkçemizde olduğu gibi. Telaffuzda hiç sorun yok; o da Mustafa Kemal’in Harf Devrimi ile Türkçeye kazandırdığı“fonoloji ilkesi”ne (tek harfe tek ses) neredeyse birebir uyuyor (İstisna: “c”, “k” diye ; “ae”, “e” diye, hece başındaki “s” ise “z” diye okunacak. Yumuşak “g”, “ı” falan da yok. Hepsi bu kadar).
Bir iki önemli nokta daha:
- Latince öğrenirken -eğer Batı kökenli herhangi bir yabancı dil bilmiyorsanız-, Türkçemizi daha iyi tanıyor, onun gizemli yanlarını keşfediyorsunuz.
- Latince öğrenirken -eğer Batı kökenli herhangi bir dili herhangi bir derecede biliyorsanız- o dilleri daha da kolay öğrenebileceğinizi, o dillerin gizemli yanlarını daha da kolay keşfedebildiğinizi görüyorsunuz.
Çünkü bol bol ortak sözcük var. Dilbilgisinde (gramer), sözdiziminde (sentaks) çokça ortak yön var.
İpin ucunu bir yakaladınız mı, Latince sizi istediğiniz Batı diline kolayca uçurabiliyor.
Denemekte fayda var. Denemek isteyenler için kaynak:
LINGUA LATINA (Latince Ders Kitabı). Yazanlar: Ord. Prof. Dr. Georg Rohde ve Prof. Dr. Samim Sinanoğlu. İki cilt. İkisinin de dördüncü ve son baskısı 1976, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Yayınlarından. Birinci cilt 242, ikincisi 243.
TBMM Kütüphanesi, Millî Kütüphane ve DTCF Kütüphanesi dışında başka yerde bulunmaz.
…
Farkında olalım ya da olmayalım, ölü dediğimiz Latince yaşamımızın her yerinde var:
- Tıp onsuz edemiyor. Biyoloji, zooloji, botanik de öyle. Ama ülkemizde Latince öğretimi “köşede” bırakıldığından, sözünü ettiğim bilim dallarının mensupları, sadece Latince kavram ve terimleri ezberlemek zorunda kalıyorlar. Örneğin bir hekim: Her organın, kılcal damarların, her hastalığın Latince adını ezberlemiştir. Ama Latince öğrenmeden.. Örneğin, Latince olarak “Nasılsın, iyi misin?” ya da “Seni çok seviyorum” diyemez. Bilmez. Ama her damarın Latince adını bilir..
- Daha çok bilinen bir alan, hukuk ve uluslararası ilişkiler: Burada da meslek erbabının olmazsa olmaz Latince kavram ve terimleri vardır. Ama yine çoğu ezberdir sadece. Önünün arkasının ne olduğu bilinmeden kullanılır. Örneğin“de facto” (fiilen, bilfiil), “de.jure” (hukuken”, “ex officio” (re’sen, görev gereği), “casus belli” (savaş durumu) gibi…
Ezbere kullanılırlar. MB dahil her yerde, TBMM kürsüsünde bile, “bak ben Latince biliyorum haa!” der gibi, “hava atmak” için kullanılırlar. En tipik örnek sonuncusudur. .Ben; Kardak Krizi zamanlarında bir gün meclis kürsüsünden bir milletvekilinin, “savaş ilanı gerektirecek durum” anlamındaki “casus belli”yi, “ajan zaten biliniyor”anlamında kullandığını anımsıyorum.
Latince bilmeden Latince taslayanların düştükleri çokça komik durumlar var. Anlat anlat bitmez.
Ezberlenmiştir: Veni, vidi, viçi denir (Geldim, gördüm, yendim).
Doğrusu; veni, vidi, viki’dir.
Telaffuz kurallarını yukarıda yazmıştım.
Gerisi ezbercinin, papağanın işi.
…
Bir dostumun armağan ettiği bir kitabı okuyorum günlerdir. Oku oku bitmiyor.
“Latince öldü, yaşasın Latince!” adı (Latein ist tot. Es lebe Latein!).
Alt başlık: Büyük bir dilin küçük öyküsü.
Yazarı: Wilfried Stroh. Eski filolog ve Latince âşığı bir Alman.
Küçük öykü dediği, yaklaşık beş yüz sayfa.
Anlattığı; ölü bilinen Latincenin günümüzde bile diri kalmış öyküsü.
Çiçero (doğrusu Kikero, Klasik Latincede Tsitsero’dur!) mucizesinden, Vergil’in büyüsünden başlayıp, Latincenin nasıl edebiyat dili ve günün birinde bir dünya dili olduğunu, Latincenin öldüğünde ve demode olduğunda “ölmezleştiğini”, kanlı canlı Latinceyi, Latincenin evrensel büyüsünü anlatıyor Wilfried Stroh. Kitabının sonuna, “tüm dillerin kraliçesi”nin neredeyse üç bin yıllık bir kronolojisini de koymuş. İsa’dan Önce 1200’lerden 2006 yılına kadar. Kronolojinin sonlarında Gorbatschow’un “perestroika”sı (yeniden yapılanma) ile bile bağlantı kurulmuş.
…
Wilfried Stroh, kitabının hemen başlarında, Nurullah Ataç gibi (ve tabii ki Batı dünyası bağlamında ve bizim dersler çıkarabileceğimiz anlamda) sorgulamalar yapıyor.
Sorguluyor ve diyor ki: Çocuğum okulda Latince, hatta zorunlu ilk yabancı dil olarak Latince mi öğrensin, yoksa dünya dili İngilizceyi mi?
Ve dostlarının ağzından kendisi cevap veriyor: Değmez! Bir işe yaramaz! Papa XVI. Benedikt ve şürekâsı dışında ezelden beri hiçbir Tanrı kulunun konuşup yazmadığı eski Romalıların dilini öğrenmeye değmez!
İlave ediyor ve diyor ki: Hayır, kazın ayağı öyle değil. Öldü denilen Latince, yaşamımızın her alanında yaşıyor. Roman dilleri İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Portekizcede yaşıyor. Bu diller “mevta olmayan” Latincenin canlı tanıkları.
Karşı görüştekilerin argümanlarını yukarıda ben anlatmaya çalıştım elimden geldiğince.
Stroh, şöyle bitiriyor sözlerini:
“Latince sevdasından vazgeçmek, onu bir mevta dil diye toprağa vermek… Olmaz! Latince, bugün değil, iki bin yıl önce ölmüştür. Ama bu ölüm, -eğer bunun adına ölüm denilebilirse- sadece, ama sadece güzellikler içindeki bir ebedî yaşamın kaynağı olmuştur… Gelin, bırakalım yaşasın Latince!”
…
Okudukça devam edebilirim bu konuda yazmaya.
Bugünlük yeter.
…
Mustafa Kemal Atatürk ve Nurullah Ataç’ın Dil Devrimi çabaları varken, “takıyye” denilen sözcük telaffuz bile edilmiyordu.
Okullarımızda Latince yerine, Arapça dal budak salıyor bugün. O da klasik ve saygın bir dildir. Ama “din” bağlamında okullaşıyor.
Avrupa Birliği’nin , “ilerleme raporları”nda bu konulardan da söz etmesi gerek.
Bölge petrolü ve diğer yer altı zenginlikleri yetmez bizi ikna etmeye. Kürtçenin bağımsızlığı da yetmez.
Bizi AB’ne aslında can damarından, Mustafa Kemal’in dediği anlamda Batıya bağlaması gereken konularda da AB’nin söylemesi gereken sözler vardır.
AB; Mustafa Kemal’in, Nurullah Ataç’ın neresindedir? Latinceye hassastır, ama bizdeki İmam-Hatip Arapçasına neden yumuşak (ılımlı) bakar?
AB, bizde Latinceye neden hiç bakmaz?
Bunları bilmek hakkımızdır.
Kaynak: http://blog.milliyet.com.tr/Latince_oldu__Yasasin_Latince_/Blog/?BlogNo=201668
ABD'nin Bişkek Büyükelçiliği Kırgızistan Kütüphanelerine Kitap Dağıttı
Dünya Çocuk Kitap Haftası Nedeniyle ABD'nin Taşkent Büyükelçiliği, Kırgızistan'daki Kütüphanelere Kitap Hibe Etti. Büyükelçiliği'nin Girişimiyle Amerikalı Çocuk Kitap Yazarları Tarafından Kaleme Alnın Eserler Kırgızcaya Tercüme Edilerek Kütüphanelere Dağıtıldı
Dünya çocuk kitap haftası nedeniyle ABD'nin Taşkent Büyükelçiliği, Kırgızistan'daki kütüphanelere kitap hibe etti. Büyükelçiliği'nin girişimiyle Amerikalı çocuk kitap yazarları tarafından kaleme alnın eserler Kırgızcaya tercüme edilerek kütüphanelere dağıtıldı Bayalinov Merkez Kütüphane'de gerçekleşen törende kütüphane müdürü Roza Sultangaziyeva ABD Büyükelçiliği'nin kitap yardımından dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Sultangaziyeva Kırgız dilinde çocuk kitapların son zamanlarda az yayınladığını öne sürdü.
Kırgız Dil Komitesi Başkanı Azimcan İbrahimov ise ABD tarafından hibe edilen kitapların Kırgızcaya 'da büyük katkı sağlayacağını dile getirdi. Törende sahne alan miniklerin küçük konseri alkış aldı.
Ürün penetrasyonunu artırmak için çeviri ve yerelleştirme hizmetleri
Profesyonel tercüme bürolarının en temel uğraşları çeviri hizmetleridir. Bu bürolarda çevirinin en kaliteli şekilde yapılması hedeflenmekte ve dile son derece hakim olan çevirmenler bu işin merkezinde yer almaktadır. Ayrıca müşterilerin tam memnuniyetini sağlamak için bu çevirmenler çok ciddi elemelerin arkasından seçilmekte ve istihdam edilmektedir. Şunu hemen ekleyelim son yıllarda profesyonel çevirmenlik sürekli artan müşteri temeli ile ucuz işgücünün akın ettiği büyük bir sektör olmuştur.
Bir dilden diğer dile belge çevirileri en temel çeviri işidir. Ürün çeviri hizmetleri ise firmaların kendi ürünlerini diğer ülkelerde satışa koymadan önce profesyonel çeviri bürolarına yaptırdıkları önemli bir çeviri türüdür. Bu tür bir çevirinin kalitesi hedef kitle ve müşterilerle iletişimin daha iyi olmasını sağlayacak ve neticede satışların artması sonucunu doğuracaktır. Bu hizmetin talep edilmesi küreselleşmenin ve piyasaların birbirine bağımlı olmasının bir sonucudur. Online çeviriler eğer maliyetten tasarruf etmek istiyorsanız en iyi seçenektir diyebiliriz. Bununla birlikte çok iyi bilinen bazı yazılımlar aracılığı ile bir dilden diğer bir dile çeviri yapmak mümkün olmaktadır. Bu türden yazılımlar çıktının daha verimli olması ve daha kısa zamanda işin bitirilmesi ve en nihayetinde maliyetlerin azaltılması için artan bir şekilde kullanılmaktadır.
Almanca çevirisi, İngilizce ve İtalyanca çevirisi, teknik çeviri , dilin yerel motiflere göre çevrilmesi, reklamcılık bilgilerinin çevirisi, finansal tablolar, teknik belgeler, İranca yazılım hizmetleri ve sayabileceğimiz birçok hizmet profesyonel belge çevirisi bürolarının sağladığı ve en çok talep gören hizmetlerden bazılarıdır. Tercüme büroları müşterilerini memnun edebilmek için en yüksek kalitede çeviri hizmetlerini sağlamayı hedeflemektedirler.
En çok rağbet gören çeviri hizmetleri arasında Fransızca ,İngilizce çevirileri, Almanca çevirileri, İngilizce, İtalyanca çevirileri ve birçok dil temelli çeviriler bulunmaktadır. Bu çeviriler yasal, finansal, tıbbi, teknik belge ve raporları içermektedir. Bu süreç orijinal belgenin çevrilmesi, yorumlanması ve yeniden yazılması sürecini gerektirir. Bu süreç neticesinde orijinal metin ve çevrilmiş metin birbirine oldukça benzer hale gelirler. Sektördeki yeni teknolojilerin kullanılması için çeşitli otomatik çeviriler sürecin içine dahil olmuştur. Bu sofistike araçlar yüksek doğruluk sağlayarak maliyetlerin oldukça düşmesinin yolunu açmaktadırlar.
İyi çevirmenler hem ana dile hem de hedef dile son derece hakim olan insanlardır. Oldukça deneyimli ve eğitimlidirler. Bunu tam zamanlı profesyonel bir iş olarak yaparlar ve bunun ücretini çeviri bürolarından alırlar. Son yıllarda müthiş bir yoğunlukta artan çeviri hizmetlerinin sonucunda birçok serbest tercüman bu sektörde istihdam edilmeye başlanmıştır.
Kaynak: http://blog.onlinetercumanlik.com/2010/03/urun-penetrasyonunu-artirmak-icin-ceviri-ve-yerellestirme-hizmetleri/
Bir dilden diğer dile belge çevirileri en temel çeviri işidir. Ürün çeviri hizmetleri ise firmaların kendi ürünlerini diğer ülkelerde satışa koymadan önce profesyonel çeviri bürolarına yaptırdıkları önemli bir çeviri türüdür. Bu tür bir çevirinin kalitesi hedef kitle ve müşterilerle iletişimin daha iyi olmasını sağlayacak ve neticede satışların artması sonucunu doğuracaktır. Bu hizmetin talep edilmesi küreselleşmenin ve piyasaların birbirine bağımlı olmasının bir sonucudur. Online çeviriler eğer maliyetten tasarruf etmek istiyorsanız en iyi seçenektir diyebiliriz. Bununla birlikte çok iyi bilinen bazı yazılımlar aracılığı ile bir dilden diğer bir dile çeviri yapmak mümkün olmaktadır. Bu türden yazılımlar çıktının daha verimli olması ve daha kısa zamanda işin bitirilmesi ve en nihayetinde maliyetlerin azaltılması için artan bir şekilde kullanılmaktadır.
Almanca çevirisi, İngilizce ve İtalyanca çevirisi, teknik çeviri , dilin yerel motiflere göre çevrilmesi, reklamcılık bilgilerinin çevirisi, finansal tablolar, teknik belgeler, İranca yazılım hizmetleri ve sayabileceğimiz birçok hizmet profesyonel belge çevirisi bürolarının sağladığı ve en çok talep gören hizmetlerden bazılarıdır. Tercüme büroları müşterilerini memnun edebilmek için en yüksek kalitede çeviri hizmetlerini sağlamayı hedeflemektedirler.
En çok rağbet gören çeviri hizmetleri arasında Fransızca ,İngilizce çevirileri, Almanca çevirileri, İngilizce, İtalyanca çevirileri ve birçok dil temelli çeviriler bulunmaktadır. Bu çeviriler yasal, finansal, tıbbi, teknik belge ve raporları içermektedir. Bu süreç orijinal belgenin çevrilmesi, yorumlanması ve yeniden yazılması sürecini gerektirir. Bu süreç neticesinde orijinal metin ve çevrilmiş metin birbirine oldukça benzer hale gelirler. Sektördeki yeni teknolojilerin kullanılması için çeşitli otomatik çeviriler sürecin içine dahil olmuştur. Bu sofistike araçlar yüksek doğruluk sağlayarak maliyetlerin oldukça düşmesinin yolunu açmaktadırlar.
İyi çevirmenler hem ana dile hem de hedef dile son derece hakim olan insanlardır. Oldukça deneyimli ve eğitimlidirler. Bunu tam zamanlı profesyonel bir iş olarak yaparlar ve bunun ücretini çeviri bürolarından alırlar. Son yıllarda müthiş bir yoğunlukta artan çeviri hizmetlerinin sonucunda birçok serbest tercüman bu sektörde istihdam edilmeye başlanmıştır.
Kaynak: http://blog.onlinetercumanlik.com/2010/03/urun-penetrasyonunu-artirmak-icin-ceviri-ve-yerellestirme-hizmetleri/
Tez Özeti
Reiß ve Vermeer'in 'Genel Bir Çeviri Kuramının Temeli'- Çeviribilimde 'Yapısalcı' Eğilime Karşı 'Bütünleyici' Bir Çözüm Mü?Emra BÜYÜKNİSAN
ÖZET – Çeviriyi araştırma alanında, çeviriyi bilimsel düzeyde anlama ve açıklamaya yönelik özellikle yaklaşık 1950'li yıllardan günümüze kadar çok sayıda yaklaşım geliştirilmiştir. Alana bakıldığında bu yaklaşımların ağırlıklı olarak karşılaştırmalı dilbilim, metin dilbilim, edimbilim, iletişimbilim gibi çeşitli alanların verilerine dayandırılarak oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Bu çok boyutluluk çeviri alanında, araştırma nesnesinin ortak kabul görecek biçimde tanımlanamaması, kavram örgüsünde dizgesizlik, yaklaşımlar arasında bağlantısızlık, çeviri olgusunun bütünsel bir biçimde tanımlanamaması, alanda genel bir dizgesizlik gibi bazı sıkıntıları da beraberinde getirmektedir. Bu süreç içerisinde özellikle 80'li-90'lı yıllarda, o tarihe kadar geliştirilmiş yaklaşımlardaki yapısalcı tutum, çeviriyi anlamak ve tanımlamak açısından yetersiz kaldığı nedeniyle eleştirilip çeviride işlev odaklı yaklaşımlara daha ağırlıklı olarak yer verilmeye başlanmıştır. Reiβ ve Vermeer, "Genel bir Çeviri Kuramının Temeli' başlıklı yaklaşımlarıyla bu bakış açısının öncülerinden sayılmaktadırlar. Bu araştırma, Katharina Reiß ve Hans J. Vermeer'in, işlev odaklı "Genel Bir Çeviri Kuramının Temeli" yaklaşımlarının, saltçı ve tek yönlü yapısalcı yaklaşımların alanda neden olduğu sıkıntılı duruma ne denli yeni açılımlar sağlayabildiğini somutlaştırmayı amaçlamaktadır. Araştırmanın sonucunda, Reiß ve Vermeer'in "Genel Bir Çeviri Kuramının Temeli" yaklaşımlarının çeviriyi araştırma alanına yeni açılımlar sağlayabilme açısından sınırlı kaldığı ve 'genel' nitelikli bir çeviri yaklaşımı olma beklentisini karşılamadığı bulgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: çeviri, çeviribilim, çeviri kuramı, Reiß, Vermeer, yaklaşım, temel
ZUSAMMENFASSUNG – Insbesondere seit den fünfziger Jahren sind in der Übersetzungswissenschaft zahlreiche Ansätze zum Verstehen und zur Definition der Übersetzung entwickelt worden. Mit einem allgemeinen Blick auf die Übersetzungswissenschaft lässt sich mit Leichtigkeit feststellen, dass diese Ansätze vorwiegend auf Ansätzen verschiedener Disziplinen wie Linguistik, Kontrastive Linguistik, Textlinguistik, Pragmatik, Kommunikationswissenschaft u.ä. aufgebaut sind. Diese Vielschichtigkeit in der Übersetzungswissenschaft hat verschiedene Probleme zur Folge. In diesem Zusammenhang ist es in der Disziplin z.B. noch nicht gelungen, den Forschungsgegenstand der Übersetzungswissenschaft allgemeingültig zu definieren. Es besteht eine Beziehungslosigkeit zwischen den zahlreich nebeneinander gehäuften Ansätzen. Es handelt sich um eine unsystematische Terminologie und es existiert auβerdem bislang noch keine umfassende Definition zur Übersetzung. Im Entwicklungsprozess der Übersetzungswissenschaft wurde insbesondere in den 80er und 90er Jahren die strukturalistische Tendenz der bislang entwickelten Ansätze kritisiert und demzufolge entstand eine neue Interessenverlagerung zugunsten funktionsorientierter Ansätze. Katharina Reiß und Hans J. Vermeer gehören mit dem Ansatz ‚Grundlegung einer allgemeinen Translationstheorie' zu den Wegbereitern dieser neuen Perspektive. Diese Studie zielt darauf, zu konkretisieren, inwiefern der funktionsorientierte Ansatz ‚Grundlegung einer allgemeinen Translationstheorie' von Katharina Reiß und Hans J. Vermeer eine neue Alternative zu einseitig strukturalistischen Ansätzen bildet. Der Befund der Studie besteht darin, dass die ‚Grundlegung einer allgemeinen Translationstheorie' einen nur begrenzten Beitrag zur Entwicklung der Übersetzungswissenschaft zu einer eigenständigen Disziplin leistet und keine allgemeinen Aussagen zur Übersetzung bietet. Übersetzung, Translation, Übersetzungstheorie, Translationstheorie, Reiß, Vermeer, Grundlegung, allgemein
ÖZET – Çeviriyi araştırma alanında, çeviriyi bilimsel düzeyde anlama ve açıklamaya yönelik özellikle yaklaşık 1950'li yıllardan günümüze kadar çok sayıda yaklaşım geliştirilmiştir. Alana bakıldığında bu yaklaşımların ağırlıklı olarak karşılaştırmalı dilbilim, metin dilbilim, edimbilim, iletişimbilim gibi çeşitli alanların verilerine dayandırılarak oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Bu çok boyutluluk çeviri alanında, araştırma nesnesinin ortak kabul görecek biçimde tanımlanamaması, kavram örgüsünde dizgesizlik, yaklaşımlar arasında bağlantısızlık, çeviri olgusunun bütünsel bir biçimde tanımlanamaması, alanda genel bir dizgesizlik gibi bazı sıkıntıları da beraberinde getirmektedir. Bu süreç içerisinde özellikle 80'li-90'lı yıllarda, o tarihe kadar geliştirilmiş yaklaşımlardaki yapısalcı tutum, çeviriyi anlamak ve tanımlamak açısından yetersiz kaldığı nedeniyle eleştirilip çeviride işlev odaklı yaklaşımlara daha ağırlıklı olarak yer verilmeye başlanmıştır. Reiβ ve Vermeer, "Genel bir Çeviri Kuramının Temeli' başlıklı yaklaşımlarıyla bu bakış açısının öncülerinden sayılmaktadırlar. Bu araştırma, Katharina Reiß ve Hans J. Vermeer'in, işlev odaklı "Genel Bir Çeviri Kuramının Temeli" yaklaşımlarının, saltçı ve tek yönlü yapısalcı yaklaşımların alanda neden olduğu sıkıntılı duruma ne denli yeni açılımlar sağlayabildiğini somutlaştırmayı amaçlamaktadır. Araştırmanın sonucunda, Reiß ve Vermeer'in "Genel Bir Çeviri Kuramının Temeli" yaklaşımlarının çeviriyi araştırma alanına yeni açılımlar sağlayabilme açısından sınırlı kaldığı ve 'genel' nitelikli bir çeviri yaklaşımı olma beklentisini karşılamadığı bulgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: çeviri, çeviribilim, çeviri kuramı, Reiß, Vermeer, yaklaşım, temel
ZUSAMMENFASSUNG – Insbesondere seit den fünfziger Jahren sind in der Übersetzungswissenschaft zahlreiche Ansätze zum Verstehen und zur Definition der Übersetzung entwickelt worden. Mit einem allgemeinen Blick auf die Übersetzungswissenschaft lässt sich mit Leichtigkeit feststellen, dass diese Ansätze vorwiegend auf Ansätzen verschiedener Disziplinen wie Linguistik, Kontrastive Linguistik, Textlinguistik, Pragmatik, Kommunikationswissenschaft u.ä. aufgebaut sind. Diese Vielschichtigkeit in der Übersetzungswissenschaft hat verschiedene Probleme zur Folge. In diesem Zusammenhang ist es in der Disziplin z.B. noch nicht gelungen, den Forschungsgegenstand der Übersetzungswissenschaft allgemeingültig zu definieren. Es besteht eine Beziehungslosigkeit zwischen den zahlreich nebeneinander gehäuften Ansätzen. Es handelt sich um eine unsystematische Terminologie und es existiert auβerdem bislang noch keine umfassende Definition zur Übersetzung. Im Entwicklungsprozess der Übersetzungswissenschaft wurde insbesondere in den 80er und 90er Jahren die strukturalistische Tendenz der bislang entwickelten Ansätze kritisiert und demzufolge entstand eine neue Interessenverlagerung zugunsten funktionsorientierter Ansätze. Katharina Reiß und Hans J. Vermeer gehören mit dem Ansatz ‚Grundlegung einer allgemeinen Translationstheorie' zu den Wegbereitern dieser neuen Perspektive. Diese Studie zielt darauf, zu konkretisieren, inwiefern der funktionsorientierte Ansatz ‚Grundlegung einer allgemeinen Translationstheorie' von Katharina Reiß und Hans J. Vermeer eine neue Alternative zu einseitig strukturalistischen Ansätzen bildet. Der Befund der Studie besteht darin, dass die ‚Grundlegung einer allgemeinen Translationstheorie' einen nur begrenzten Beitrag zur Entwicklung der Übersetzungswissenschaft zu einer eigenständigen Disziplin leistet und keine allgemeinen Aussagen zur Übersetzung bietet. Übersetzung, Translation, Übersetzungstheorie, Translationstheorie, Reiß, Vermeer, Grundlegung, allgemein
Doktora Tezi Özeti - Türkçe Fransızca
ÖzetTürk Çeviri Tarihinde Tercüme Dergisi Ve Metis Çeviri Dergisi’nin Yeri
Tercüme ve Metis Çeviri dergilerini karşılaştırdığımız bu çalışmada, Türkiye’de çeviri etkinliğinin gelişim sürecini, çeviribilim alanındaki gelişmelerin ülkemizdeki yansımalarını, Türkiye’deki çeviri/çevirmen eğitiminin durumunu ve her iki derginin birbirinin deneyimlerinden ne derece yararlanabildiğini ortaya koymayı amaçladık. Dergiler, iki bölümde incelendi: Birinci bölümde dergiler biçim ve içerik açısından ele alındı, sayısal veriler toplandı (hangi yazar/dil/yazın türünden ne kadar çeviri yapıldı, en çok hangi yazar ve dilden çeviri yapıldı, kaç tane çevirmen çevirileriyle/yazar telifle katkı yaptı gibi) ve belli başlıklar altında sıralandı. İkinci bölümde ise yayımlanan söyleşi ve çeviri eleştirilerinde çeviri, çevirmen, çeviride karşılaşılan sorunlar, çeviri eğitimi, çeviri kuramları ve çeviri eleştiri ölçütleri hakkında savunulan görüşler irdelendi.
Her iki dergide de dünya yazınının seçkin örneklerinden çeviriler yapılmış, çeviribilimsel gelişmeler izlenmiş, tartışılmış, çevirmenin özlük hakları irdelenmiştir. Yapılan çeviriler, makale/deneme/inceleme yazıları Türk dilini, yazınını ve kültürünü besleyip geliştirmiş yeni bireşimlere olanak sağlamıştır. Ayrıca, çevirinin Türk diline yaptığı olumsuz etkiler de gündeme getirilmiş, dil bilinci oluşturulmaya çalışılmıştır; ve bu yönüyle her iki derginin de yayımdan kaldırılması alan için kayıptır.
Sonuç olarak, çevirinin bilimselleşme süreci dünyada olduğu gibi çok yakından izlenmiş ve hâlâ da izlenmektedir. Bugün, bu alanda yapılan çalışmalar azımsanmayacak bir düzeye ulaşmıştır. Tercüme’nin yayımlandığı yıllarda “öteki”ni tanımanın, anlamanın, evrensel değerlere ulaşmanın, diğer ulus ve uygarlıklarla iletişim kurmanın, teknolojik ve bilimsel gelişmelerden yararlanabilmenin yolu olarak görülen çeviriden artık -AB ile yoğun ilişkiler bağlamında- kendini “öteki”ne tanıtabilmenin bir aracı olarak yararlanılması zorunlu bir hale gelmiştir.
Anahtar sözcükler: Tercüme Dergisi, Metis Çeviri Dergisi, Türk çeviri tarihi, Tercüme Bürosu/Odası, Türk dili, çeviri, çeviribilim, çeviri kuramı, çeviri sorunları, tercüman/çevirmen eğitimi.
RESUME
La place des revues “Tercüme” (traduction) et “Metis Çeviri Dergisi” (Revue de traduction Metis) dans l’histoire de la traduction en Turquie
Dans ce travail où nous avons comparé la revue Tercüme (Traduction) et la revue de Traduction Metis, nous présentons le développement de l’activité traduisante, le reflet des progrès dans le domaine de la traduction en Turquie et étudions dans quelle mesure ces deux revues se sont mutuellement influencées. Les revues ont été étudiées en deux temps: dans un premier temps, nous les avons abordées du point de vue de la forme et du contenu pour en extraire des données quantitatives (concernant les écrivains, les langues de traduction, les genres littéraires des textes traduits, le nombre de traducteurs et d’écrivains, etc.) que nous avons analysées. Dans un deuxième temps, nous avons étudié les idées resortant des discours et des critiques de traductions publiées dans les deux revues concernant la traduction, le traducteur, les problèmes rencontrés au cours de l’acte de traduction, la traduction, son enseignement, les théories s’y rapportant, les critères de la critique d’une traduction.
Pendant la période de Tercüme, on a remarqué qu’il était nécessaire de recevoir un enseignement spécifique pour traduire et, ce n’est que par la suite, qu’ont été ouvertes des écoles de traduction. Des traducteurs diplomés de ces écoles ont travaillé pour Metis. A cette période, la traduction n’était pas considérée comme une science. C’est ensuite, avec Metis, que sont apparues des discussions sur le caractère scientifique de la traduction, les statuts professionnels des traducteurs ainsi que l’influence négative de la traduction sur la langue turque. Cette revue a participé à la genèse de la conscience de la langue maternelle.
Les méthodes et les théories de la traduction diffèrent d’un traducteur de Metis à l’autre. On s’interroge alors à la fois sur l’existence de la traductologie et sur les théories de la traduction. Toutes les traductions des textes choisis de la littérature mondiale qui ont été publiées ont contribué à enrichir la langue, la littérature et la culture turques.
En conclusion, en Turquie, tout comme dans d’autre pays, la genèse scientifique de la traduction a été abondamment étudiée et l’est encore actuellement. Aux débuts de la traduction, celle-ci était le moyen de connaître, comprendre l’Autre, d’atteindre des valeurs universelles, de communiquer avec les pays et les civilisations et de profiter des progrès scientifiques et technologiques. Or, aujourd’hui, dans le contexte de l’ouverture de l’UE à la Turquie, c’est une obligation de se faire connaître à l’Autre et effacer ainsi les préjugés.
Mots clés: revue Tercüme (Traduction), Metis Çeviri Dergisi (revue de Traduction Metis), histoire de la traduction turque, langue turque, chambre/bureau de Tercüme (Traduction), tercüman (traducteur), formation de traducteur, problèmes de la traduction.
Nazik GÖKTAŞ / FRANSIZ DİLİ EĞİTİMİDoktora / 07.01.2005Danışman: Prof. Dr. A. Necmi YAŞAR
Kaynak: http://sosyalbilimler.cukurova.edu.tr/tez/779/
Tercüme ve Metis Çeviri dergilerini karşılaştırdığımız bu çalışmada, Türkiye’de çeviri etkinliğinin gelişim sürecini, çeviribilim alanındaki gelişmelerin ülkemizdeki yansımalarını, Türkiye’deki çeviri/çevirmen eğitiminin durumunu ve her iki derginin birbirinin deneyimlerinden ne derece yararlanabildiğini ortaya koymayı amaçladık. Dergiler, iki bölümde incelendi: Birinci bölümde dergiler biçim ve içerik açısından ele alındı, sayısal veriler toplandı (hangi yazar/dil/yazın türünden ne kadar çeviri yapıldı, en çok hangi yazar ve dilden çeviri yapıldı, kaç tane çevirmen çevirileriyle/yazar telifle katkı yaptı gibi) ve belli başlıklar altında sıralandı. İkinci bölümde ise yayımlanan söyleşi ve çeviri eleştirilerinde çeviri, çevirmen, çeviride karşılaşılan sorunlar, çeviri eğitimi, çeviri kuramları ve çeviri eleştiri ölçütleri hakkında savunulan görüşler irdelendi.
Her iki dergide de dünya yazınının seçkin örneklerinden çeviriler yapılmış, çeviribilimsel gelişmeler izlenmiş, tartışılmış, çevirmenin özlük hakları irdelenmiştir. Yapılan çeviriler, makale/deneme/inceleme yazıları Türk dilini, yazınını ve kültürünü besleyip geliştirmiş yeni bireşimlere olanak sağlamıştır. Ayrıca, çevirinin Türk diline yaptığı olumsuz etkiler de gündeme getirilmiş, dil bilinci oluşturulmaya çalışılmıştır; ve bu yönüyle her iki derginin de yayımdan kaldırılması alan için kayıptır.
Sonuç olarak, çevirinin bilimselleşme süreci dünyada olduğu gibi çok yakından izlenmiş ve hâlâ da izlenmektedir. Bugün, bu alanda yapılan çalışmalar azımsanmayacak bir düzeye ulaşmıştır. Tercüme’nin yayımlandığı yıllarda “öteki”ni tanımanın, anlamanın, evrensel değerlere ulaşmanın, diğer ulus ve uygarlıklarla iletişim kurmanın, teknolojik ve bilimsel gelişmelerden yararlanabilmenin yolu olarak görülen çeviriden artık -AB ile yoğun ilişkiler bağlamında- kendini “öteki”ne tanıtabilmenin bir aracı olarak yararlanılması zorunlu bir hale gelmiştir.
Anahtar sözcükler: Tercüme Dergisi, Metis Çeviri Dergisi, Türk çeviri tarihi, Tercüme Bürosu/Odası, Türk dili, çeviri, çeviribilim, çeviri kuramı, çeviri sorunları, tercüman/çevirmen eğitimi.
RESUME
La place des revues “Tercüme” (traduction) et “Metis Çeviri Dergisi” (Revue de traduction Metis) dans l’histoire de la traduction en Turquie
Dans ce travail où nous avons comparé la revue Tercüme (Traduction) et la revue de Traduction Metis, nous présentons le développement de l’activité traduisante, le reflet des progrès dans le domaine de la traduction en Turquie et étudions dans quelle mesure ces deux revues se sont mutuellement influencées. Les revues ont été étudiées en deux temps: dans un premier temps, nous les avons abordées du point de vue de la forme et du contenu pour en extraire des données quantitatives (concernant les écrivains, les langues de traduction, les genres littéraires des textes traduits, le nombre de traducteurs et d’écrivains, etc.) que nous avons analysées. Dans un deuxième temps, nous avons étudié les idées resortant des discours et des critiques de traductions publiées dans les deux revues concernant la traduction, le traducteur, les problèmes rencontrés au cours de l’acte de traduction, la traduction, son enseignement, les théories s’y rapportant, les critères de la critique d’une traduction.
Pendant la période de Tercüme, on a remarqué qu’il était nécessaire de recevoir un enseignement spécifique pour traduire et, ce n’est que par la suite, qu’ont été ouvertes des écoles de traduction. Des traducteurs diplomés de ces écoles ont travaillé pour Metis. A cette période, la traduction n’était pas considérée comme une science. C’est ensuite, avec Metis, que sont apparues des discussions sur le caractère scientifique de la traduction, les statuts professionnels des traducteurs ainsi que l’influence négative de la traduction sur la langue turque. Cette revue a participé à la genèse de la conscience de la langue maternelle.
Les méthodes et les théories de la traduction diffèrent d’un traducteur de Metis à l’autre. On s’interroge alors à la fois sur l’existence de la traductologie et sur les théories de la traduction. Toutes les traductions des textes choisis de la littérature mondiale qui ont été publiées ont contribué à enrichir la langue, la littérature et la culture turques.
En conclusion, en Turquie, tout comme dans d’autre pays, la genèse scientifique de la traduction a été abondamment étudiée et l’est encore actuellement. Aux débuts de la traduction, celle-ci était le moyen de connaître, comprendre l’Autre, d’atteindre des valeurs universelles, de communiquer avec les pays et les civilisations et de profiter des progrès scientifiques et technologiques. Or, aujourd’hui, dans le contexte de l’ouverture de l’UE à la Turquie, c’est une obligation de se faire connaître à l’Autre et effacer ainsi les préjugés.
Mots clés: revue Tercüme (Traduction), Metis Çeviri Dergisi (revue de Traduction Metis), histoire de la traduction turque, langue turque, chambre/bureau de Tercüme (Traduction), tercüman (traducteur), formation de traducteur, problèmes de la traduction.
Nazik GÖKTAŞ / FRANSIZ DİLİ EĞİTİMİDoktora / 07.01.2005Danışman: Prof. Dr. A. Necmi YAŞAR
Kaynak: http://sosyalbilimler.cukurova.edu.tr/tez/779/
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
